22 Mayıs 2008 Perşembe

Yiyeceklerin etkileri

Yiyeceklerin etkileri ile ilgili olarak bilinen doğru ve yanlışları okudunuz mu?Yiyeceklerin etkileri ile ilgili olarak bilinen doğru ve yanlışları haberleştiren İngiliz The Times gazetesi, acı biberin gerçekten bağımlılık yaptığını, yaşlandıkça kilo alındığı inanışının ise gerçeği yansıtmadığını yazdı.Şeker boğaz ağrısına iyi gelir: Doğru
Şeker, bal ve pekmez, boğazdaki tahriş olmuş mukus zarının üzerini kaplar ve ağrıyı hafifletir. Hardal, yabanturpu ve güçlü soğanlar da mukusu sökerek boğaz ağrısını rahatlatır.

Bakırlı yiyecekler saçların ağarmasını önler: Yanlış
Bakır eksikliği saçların ağarmasını hızlandırsa da, bu minerali içeren yengeç, istiridye, ayçekirdeği, fıstık ve badem gibi yiyeceklerin yenmesiyle saç ağarması önlenemez. Saçlardaki pigment eksikliği renk kaybına yol açar.

Acı biber bağımlılık yapar: Doğru
Acı biber yendiğinde hissedilen acı, vücudun “doğal ağrı kesici” olarak bilinen endorfin hormonunu salgılamasına yol açar. Endorfin, aynı zamanda haz hissi de verdiği için insanlar bir süre sonra bu hazzı yeniden hissetmek için daha acı biberler yemeye başlar.

Pişirmek mineralleri yok eder: YanlışDemir, çinko, iyot, selenyum gibi çoğu mineral, besinlerin pişirilmesiyle kaybolmaz. Yalnızca potasyum pişirme sıvısına karışır ve bu sıvı kullanılmazsa mineral yok olur.

Çekirge, ıstakozdan daha besleyici: Doğru
İki çekirgede 28 gram protein (erkeklerin günlük ihtiyacının yarısı, kadınlarınkinin yüzde 75′i) ve 6 mg demir (günlük ihtiyacın yarısı) bulunur. Bütün bir ıstakoz ise 22 gram protein, 0.8 mg demir içerir.

Pizza abur cubur grubuna girer: Yanlış
Yarım margarita pizza ve balzamik sirkeli bir salata yiyerek yalnızca 360 kalori ve 12 gram yağ tüketmiş olursunuz. Ayrıca, bir porsiyon sebze yemiş olursunuz.

Kadınlar yağlı ve tatlı yiyecekleri sever: Doğru
Birçok araştırma, kadınların bisküvi, kek gibi yağlı ve şekerli yiyecekleri, erkeklerinse cips gibi yağlı ve tuzlu yiyecekleri tercih ettiğini gösteriyor.

Yaşlandıkça kilo almak kaçınılmazdır: Yanlış
Yaşlandıkça kas kütlemiz azalsa ve kalori yakma hızımız düşse de, düzenli egzersiz yaparak bu durumun önüne geçebiliriz. Üstelik spor salonuna gitmeden evde basit hareketlerle kilo almayı önleyebilirsiniz.

Elma uçuğu iyileştirir: Doğru
Bir elmada 150 “süper besleyici” maddenin yanı sıra vitaminler, mineraller ile tansiyon ve kolesterolü düşüren pektin maddesi bulunur. Elmanın içindeki kuersetin maddesi, uçuğa yol açan virüsleri öldürür. Kuersetin maddesi kabuğun hemen altında bulunduğu için elmayı kabuğuyla yemek en iyisidir.

Kırmızı et ne kadar yemeli

Kolesterol korkusuyla çoğu kişi kırmızı et tüketmiyor. Oysa hiç tüketmemek de sağlık sorunlarına sebep olabiliyor.Sağlıklı beslenmeye dikkat edenler, kalp hastaları, kilo vermeye çalışanlar, kolesterol problemi olanlar, ileri yaştaki büyükler kırmızı et yemekten hep korkar ve bu konuda kendilerine yasak getirirler genelde. Oysa kırmızı eti tamamen diyetten çıkarmak doğru bir yaklaşım olmaz. Ancak bu istenildiği kadar yenilebilir anlamına da gelmez. Her besin maddesi gibi, kırmızı etin de fazla tüketilmesi sağlığımızı olumsuz etkiler, buna karşın hiç tüketmemek de sağlık sorunlarına sebep olabilir. Çünkü kırmızı et protein bakımından oldukça zengin bir besin kaynağıdır.

Protein, vücuttaki dokuların gelişmesi, yeni dokuların oluşması ve hasar gören dokuların tamiri için gereklidir. Ayrıca ette yüksek miktarda, kırmızı kan hücreleri için çok gerekli olan B12 vitamini, yanı sıra deri sağlığı ve yeni hücrelerin yapılanması için çinko bulunur.

Haftada 2 kez tüketilebilir

Kırmızı et doymuş yağ miktarı ve kolesterol açısından dikkatli tüketilmelidir. Kırmızı et seviyorsanız mutlaka etin yağsız kısmı tercih edilmelidir. Etin görünen yağları temizlenip, pişirme şekline dikkat edilerek kolesterol problemi ve kalp hastalığı olanlarda haftada iki kez tüketebilir.

Kansızlık problemi için özellikle kadınların kırmızı et tüketimine özen göstermeleri gerekir. Çünkü kırmızı ette yüksek miktarda demir bulunur. Etleri yağda kızartmak yerine ızgara, haşlama veya mikrodalga kullanarak pişirme yöntemleri seçilmelidir. Yağ kullanmak gerekirse, az ve ölçülü miktarlarda olmasına dikkat etmek gerekir.
Kanser ve kırmızı et

Yanlış pişirme yöntemleri, etin bileşiminde birtakım değişikliklere neden olur. Bu da insan vücudunda, genlerde değişim yapabilecek ‘’serbest radikaller” denen birtakım maddelere dönüşmektedir. Bu nedenle, mangalda pişirme veya kızartma gibi pişirme yöntemleri tercih edilmemelidir. Etler kömürleştirilmemeli ve birden fazla kullanılmış yağda kızartma yapılmamalıdır. Ayrıca her zaman etin yanında C vitamini ve diğer antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler veya bunların suları tüketilmeye çalışılmalıdır.

Aşırı pişirilmiş etlerin tüketimi de bağırsak kanserine neden olmaktadır. Yemek borusu ve mide kanseri vakaları, geçmiş yıllarda oldukça artmaya başlamıştır. Yapılan araştırmalar, bunun sebebinin az miktarda lif tüketimi ve çok miktarda yağ tüketimi olduğunu kanıtlamıştır.

Amerika Kanser Derneği yaptığı bir açıklamada, aşırı miktarda et tüketimi ve bunun yanında yetersiz meyve ve sebze tüketiminin, mide kanseri ve benzeri rahatsızlıkların oluşmasında önemli rol oynadığını belirtmiştir. Bu sebeple etle birlikte bol sebze tüketimi önemlidir.
Yanlış bilinenleri düzeltin

• Kızarmış ekmek daha az kalorili değildir. Tek farkı, normal ekmeğe göre içeriğindeki suyun azalmasıdır.

• Kepekli ekmek sanıldığı gibi beyaz ekmeğe göre çok düşük kalorili değildir. Ancak besin öğeleri bakımından beyaz ekmeğe göre daha zengindir. Bu da sağlığınızı korumada önem taşır.

• Salata ile protein ve ekmek yediğinizde, öğleden sonra oluşabilecek kan şekeri düşmesini engellemiş olursunuz.

• Tam buğday veya çavdar ekmeğinin çiğneme süresi daha uzun olduğundan, doygunluk hissini daha çabuk sağlarsınız.

Yüksek kanser riskleri;

• Az miktarda lifli besin tüketimi,
• Az miktarda meyve ve sebze tüketimi,
• Yüksek miktarda hayvansal protein tüketimi,
• Yüksek miktarda yağ tüketimi,
• Etlerin çok fazla pişirilmesi,
• Kızartma, barbekü ve yanlış pişirme,
• Sigara tüketimi ile yakından ilişkilidir.

Bazı et ve et ürünlerindeki kolesterol miktarları (mg/ 100 gram değerleri)

• Istakoz 72 Dana eti 87
• Karides 109 Koyun eti 70
• Orta yağlı balık 78 Sığır eti 70
• Yağlı balık 85 Salam 79
• Yağsız balık 63 1 yumurta 272
• Tavuk eti 60 Hindi eti 58

Doğayla gelen sağlık

Mide dostu salep olarak tanımlanırken, tarçınla tüketiminin ise üst solunum yolları ve bronşite iyi geldiği bildirildi.Tamamıyla doğal olarak toplanan ve kilosu aktarlarda 120 YTL’ye satılan salep mide dostu olarak tanımlanırken, tarçınla tüketiminin ise üst solunum yolları ve bronşite iyi geldiği bildirildi.Sadece birkaç ilde…
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Menşure Özgüven, orkidenin salep elde edilebilen türlerinin Türkiye’de sadece bir kaç ilde yetiştiğini ve dağlardan doğal olarak toplandığını söyledi.

Salebin içecek olarak kullanılmasının yanı sıra bileşiminde bulunan nişasta ve diğer kıvam artırıcılar dolayısıyla dondurma yapımında da değerlendirildiğini belirten Özgüven, salebin normal metotlarla bahçelerde yetiştirilmesinin ise çok zor olduğunu söyledi.

Yetişme döneminde bolca tüketilmeli
Salebin, az bulunduğu için aktarlardaki fiyatının 120 YTL’ye kadar çıktığını anımsatan Özgüven, “Salep sadece içimizi ısıtan, lezzetli bir içecek değil aynı zamanda çok sayıda yararı var. Yetişme dönemi olan bu aylarda bolca salep tüketilmeli” dedi.

Salebin halk arasında yapışkan olarak bilinen müsilaj özelliğinin, sağlık açısından çok sayıda faydası olduğunu ifade eden Özgüven, şunları söyledi: “Salebin müsilaj özelliği dokular üzerine yumuşatıcı etki yapar, bir nevi dokunun üzerine katman oluşturuyor, koruyor ve rahatlık veriyor.

Mide rahatsızlığına bire bir…
Özellikle mide rahatsızlıklarında etkili olan salep, hazmı kolaylaştırarak mideyi rahatlatıyor. Bunun yanı sıra tarçınla tüketiminde ise özellikle üst solunum yollarında etkili oluyor. Öksürük ve bronşiti tedavi ediyor.”

Bilinçsiz toplama, neslini bitiriyor
Salebin, yer orkidelerinin toprak altında bulunan yumrularından elde edildiğini belirten Özgüven, bilinçsiz toplamanın salep neslini
tehlikeye soktuğunu söyledi. Salep elde edilen orkidelerde bir kaç yumru bulunduğunu belirten Özgüven, “Çok toplayınca, yumruları, yani üreme organları ortadan kalkıyor, nesli tüketiyor. Bir bitkinin altında 2 -3 tane yumru vardır, bunlardan biri alınırsa bitki önümüzdeki yıl da çoğalır ancak, hepsi alındığı takdirde o bitki bir daha ürün vermez” dedi.

Toplanan yumruların yıkanıp, kurutulmasının ardından dövülerek toz haline getirildiğini ve salep elde edildiğini belirten Özgüven, 6-10 gram salebin ise bir kilo süte kıvam verebildiğini sözlerine ekledi.

15 Mayıs 2008 Perşembe

Dudakta Uçuk Çıkması

Herpes Simpleks Virüs (HSV) derinin herhangi bir yerinde su kabarcıkları ve yaralara neden olan bir virüstür. Bu yaralar genellikle ağız ve burun etrafında, cinsel bölgede ve kalçada oluşur.

HSV enfeksiyonları aralıklı olarak tekrar ettiği için rahatsız edici olabilir. Yaralar ağrılı ve rahatsız edicidir. Kronik hastalığı olanlar ve yeni doğanlar viral enfeksiyonlar ciddidir.

HSV tipleri : Tip 1 ve Tip 2

Tip1 virüsü ağız etrafında uçuğa neden olur. Bir çok hasta virüsü bebeklik ve çocukluk döneminde alır.
Virüs genellikle virüsü taşıyan aile bireyleri veya arkadaşlardan bulaşır. Bulaşma öpme, ortak çanta, kaşık, havlu kullanımı ile olur. Yaralar genellikle dudak, ağız, burun, çene veya yanaklarda virüsü taşıyan kişi ile temastan kısa süre sonra gelişir.

Tip 2 virüs cinsel bölgede uçuğa neden olur. Enfeksiyonu taşıyan kişi ile cinsel temastan sonra bulaşır.

Herpes nedir?

Herpes 6 çeşit virüsten oluşan bir virüs ailesini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Herpes virüs ailesinde Herpes simpleks virüs, Ebstein-Barr virüs, su çiçeği ve zona virüsü bulunur.

Herpes Simpleks Tip 1

Sıklıkla ağız etrafında uçuğa neden olur. İnce şeffaf sıvı içeren kabarcıklar genellikle yüzde görülür. Daha az sıklıkla cinsel bölgede enfeksiyona neden olabilir. Bazen yaralar üzerinde enfeksiyon oluşturabilir. Hemşire, doktor, diş hekimi ve diğer sağlık çalışanları el parmaklarında nadiren herpes enfeksiyonu geçirebilir.

Birincil ve tekrarlayan enfeksiyon olmak üzere iki tip enfeksiyon görülür. Bir çok kişiye virüs bulaşmakla birlikte sadece %10 kişide uçuk meydana gelir.Virüsü bulaştıran kişi ile temastan 2-20 gün sonra birincil enfeksiyon gelişir ve 7-10 günde iyileşir.

Su kabarcıklarının sayısı bir taneden kabarcık gruplarına kadar değişir. Kabarcıklar gelişmeden evvel deride kaşıntı ve hassasiyet vardır. Kabarcıklar kolaylıkla patlar ve sızıntılı, kabuklu bir hal alırlar. Kabuklar kalktığında altta kırmızı bir deri görülür.

Birincil enfeksiyondaki yaralar tamamen iyileşir ve nadiren iz bırakır. Bununla birlikte virüs vücutta kalmaya devam eder. Virüs sinir hücrelerine yerleşerek orada dinlenme aşamasında kalır.

Bir çok hastada uçuk tekrar eder. Tekrar eden enfeksiyon, genellikle ilk enfeksiyon alanında veya yakınında gelişir. Enfeksiyon birkaç haftada bir veya daha nadir tekrar eder.

Tekrar eden enfeksiyonlar birincil enfeksiyona göre hafif seyreder. Enfeksiyon ateşlenme, güneşe maruz kalma ve adet görme gibi faktörlerle tekrar eder. Bazen enfeksiyon bir neden olmadan da tekrar edebilir.

Herpes Simpleks Virus Tip 2
Herpes simpleks virus tip 2 ile oluşan enfeksiyon kalça, penis,vajina ve rahim ağzında enfeksiyonu bulunduran kimse ile cinsel temastan 2-20 gün sonra bulaşır. Birincil ve tekrarlayan enfeksiyonlar ağrılı ve kaşıntılı yaralar, ateş, kas ağrısına ve idrar yaparken yanmaya neden olur. HSV tip 2 cinsel bölgenin dışında da enfeksiyona neden olabilir, fakat enfeksiyon genellikle belden aşağıdaki bölgede görülür.

Tip 1 de olduğu gibi enfeksiyon yeri ve tekrarlama sıklığı değişebilir. Birincil enfeksiyon hastanın fark edemeyeceği kadar hafif seyredebilir. Yıllar sonra HSV tekrar eder ve bu birincil enfeksiyon sanılır. Birincil ataktan sonra virüs o bölge sinirlerine yerleşir ve adet dönemlerinde, ateşlenmede, stres durumunda ve çeşitli faktörlerle aktifleşerek tekrarlayan enfeksiyona neden olur. Ağrı ve deride hassasiyet birincil ve tekrarlayan enfeksiyon başlamadan bir veya birkaç gün önce başlar.

HSV enfeksiyonu tanısı nasıl konulur?

HSV enfeksiyonunun görünümü tipiktir ve tanıyı doğrulamak için test yapmaya gerek yoktur.
Bununla beraber tanıda şüphe olursa enfeksiyon alanından laboratuar analizi için materyal alınabilir veya kanda virüse karşı gelişen antikorlar aranabilir. Cinsel bölgedeki herpes sifiliz ile karışabilir. Çok az sayıda olguda uçuk rahim ağzında olduğunda hasta uçuk geçirdiğini fark etmez, çünkü bu bölgedeki uçuklar ağrısız seyreder.

Herpes enfeksiyonları nasıl tedavi edilir?

Herpes enfeksiyonundan koruyan bir aşı yoktur. Asiklovir, famsiklovir ve valasiklovir adlı ilaçlar uçuğu etkili bir şekilde tedavi ederler. Bu ilaçlar hastalığın iyileşmesini hızlandırmak veya tekrar etmesini engellemek için kullanılabilir. Düşük dozda tedavi uçuk ataklarının sayısı ve sıklığını azaltmak için yeterlidir.

Hastalıktan nasıl korunulabilir?
Vücudun herhangi bir yerinde yanma, kaşıntı, batma gibi bulgular var ise bu uçuğun bir belirtisi olarak kabul edilmeli ve diğer kişilerle olan temas engellenmelidir. Ağız etrafında uçuk görüldüğünde öpme ve ortak eşya kullanımı yasaklanmalıdır. Cinsel bölgesinde hastalık bulunanlar cinsel temastan kaçınmalıdır. Kondom kullanımı hastalığın bulaşmasını engelleyebilir.

Hastalık aktif olmadığı zamanda bulaştırıcı mıdır?

Hastalık aktif olmadığı dönemlerde de bulaştırıcıdır. Uçuğun % 80 'i deride herhangi bir bulgu yokken bulaşır. Hastaların bir çoğu, enfeksiyonun sadece hastalığın aktif olduğu dönemde bulaştığını sanmaktadır. Bu duruma hastalığın bulgusu olmadan virüs yayılması denmektedir ve bu durum araştırmalarca gösterilmiştir. Son zamanlarda hayatında hiç birincil veya tekrarlayan uçuk geçirmeyen hastaların kanında virüse karşı antikorlar olduğu ve de bu kişilerin virüsü yaydıkları saptanmıştır. Devamlı asiklovir tedavisi alan hastalarda hastalığın bulguları görülmezken, virüs sayısı da azalmıştır. Aynı durum famsiklovir, valasiklovir gibi yeni ilaçlar için de geçerlidir. Bu ilaçların düzenli olarak günlük alımının virüsün sağlam kişilere bulaşmasını engellediği düşünülmektedir, fakat bu durum ispatlanmamıştır.

Diğer şiddetli herpes enfeksiyonları
Göz enfeksiyonları - HSV gözü etkileyerek Herpes keratitine neden olabilir. Bu enfeksiyonda gözde ağrı, batma, güneş ışığına karşı hassasiyet olur. Tedavi yapılmazsa gözde kalıcı hasar yapabilir. İlaçların kullanımı bu riski azaltır. Gözde herpes enfeksiyonu düşünülen hasta göz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmelidir.

Gebelerde enfeksiyon - Cinsel bölgede uçuğu bulunan bir hasta doğum esnasında hastalığı bebeğine geçirebilir. Doğum eğer annenin birincil enfeksiyonu sırasında gelişirse bebekte önemli bir hastalık tablosuna yol açar. Cinsel bölgesinde uçuk olduğunu bilen gebeler bebeklerini korumak için doktorlarına bu durumdan bahsetmelidir.

Gebe olan kadınlar özellikle gebeliğin son dönemlerinde aktif olarak cinsel bölgelerinde enfeksiyon olan eşleriyle cinsel temasta bulunmamalıdır.

Yeni doğan bebekler annelerinden cinsel bölge dışında olan enfeksiyonu da alabilir . Eğer anne veya çocuk bakıcısının dudaklarında veya ellerinde de aktif herpes enfeksiyonu mevcutsa, bebek herpes enfeksiyonuna yakalanabilir. Aktif HSV enfeksiyonunu olan anne ve aile bireyleri, yeni doğan bebekle temastan kaçınmalıdır.

Cinsel bölge ve dışında aktif herpes enfeksiyonu bulunmayan annelerin doğumunda özel bir dikkate gerek yoktur. Çünkü enfeksiyon aktif olmadığından bebek için bir risk yoktur.

HSV kanserli hastalar, organ nakli yapılanlar, önemli ve kronik hastalığı olanlarda bağışıklık sistemi baskılanmış olduğu için yaşamı tehdit eden enfeksiyonlara neden olabilir.



Herpes tedavi edilebilir mi?

Herpes enfeksiyonlarında tam tedavi olmamakla birlikte, araştırmalar tekrarları azaltmak veya ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalara devam etmektedir. Bununla beraber bu deneysel çalışmalar sinirdeki virüsü ortadan kaldıramamaktadır. Bundan dolayı bu araştırmalar aktif hastalığı olmayan hastalarda virüsün yayılımını engellemeyi hedeflemektedir.

Cinsel Bölgede Siğil

Kondiloma aküminata olarak da adlandırılan cinsel bölgedeki siğiller Human Papiloma Virüsün (HPV) yaptığı bir enfeksiyondur. Seksenden fazla HPV türü olmasına rağmen bunlardan çok azı (özellikle HPV tip 6 ve 11) genital siğile neden olur. Diğer tipleri el, ayak veya vücudun diğer alanlarında enfeksiyona neden olur. HPV 16 ve 18 dış genital bölgede, makat bölgesinde ve rahim ağzında kanser gelişimine neden olabilir. Bu nedenle hastalığa yakalanan kişilerin bayan partnerleri enfeksiyonun varlığını saptamak üzere bir Kadın Doğum uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Cinsel bölgede enfeksiyona yol açan diğer HPV tipleri nadiren kansere yol açar. Cinsel bölgedeki siğiller cinsel temasla bulaşır, nadiren cinsel bölgede enfeksiyon bulunan anneler normal doğum esnasında enfeksiyonu bebeklerine bulaştırabilir.

Cinsel bölgedeki siğiller hamile bayanlarda ve bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle ( kanser, AİDS, organ nakli, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı ) bozulanlarda problem oluşturabilir. HPV enfeksiyonuna yakalananların çok azında cinsel bölgede siğil gelişir. Çoğu kişi taşıyıcı olup, cinsel bölgesinde hiç bir zaman siğil gelişmez, fakat enfeksiyonu cinsel partnerlerine bulaştırabilirler. HPV ile temastan sonra enfeksiyon gelişme süresi birkaç ayı alır, bazı kişilerde ise yıllar sonra enfeksiyon gelişir.

Cinsel bölgedeki siğiller nasıl görünürler?
Siğiller tipik olarak deri renginde pürtüklü yüzeye sahiptir. Büyük veya küçük , tek veya gruplar halinde görülebilir. Dış genital bölgede, vajinada ve de makat bölgesinde görülebilir.

Cinsel bölgedeki siğiller tedavi edilmeli midir?
İnsanların çoğu siğillerini tedavi ettirmek istemektedir, çünkü hastalar siğillerden hem kozmetik olarak rahatsız olmaktadır, hem de cinsel partnerlerine hastalığı bulaştırmak istememektedir. Bazen de siğiller kaşınabilir, kanayabilir ve bu bölgenin temizliğini zorlaştırabilir ve bu nedenle tedavisi gerekir.

Siğillerin tedavi edilmesi enfeksiyonun bulaşmasını engeller mi?
Başarılı bir tedavi HPV enfeksiyonunun tamamının ortadan kalktığını garanti etmez, tedaviden sonra kişi muhtemelen daha az bulaştırıcıdır.

Siğiller nasıl tanınır?
Bir çok siğile muayene ile tanı konulur. Bazı olgularda doktor siğilleri belirginleştirmek amacı ile cinsel bölgeye sulandırılmış sirke sürebilir. Bazı olgularda ise tanı koymak için şüpheli alan cerrahi olarak çıkartılıp patolojik incelemeye yollanır.

Siğiller nasıl tedavi edilir?
Siğillerin tedavisi zordur ve bütün tedavi seçeneklerinde tekrarlama olasılığı vardır. Tedavi şekli siğilin sayısına , bulunduğu bölgeye ve diğer faktörler göre değişir. Siğiller cerrahi veya kimyasal yollarla tedavi edilebilir. Cerrahi tedaviler basit cerrahi çıkartma, koter, dondurma tedavisi velaser tedavisi şeklinde yapılabilir. Bu tedaviler ağrılı olabilir, az miktarda kanamaya neden olabilir ve iyileşme esnasında bakteri enfeksiyonları gelişebilir. Kimyasal tedavide asitler, ( bikloroasetik asit ve triklorasetik asit) 5-fluorourasil krem (kanser tedavisinde kullanılan bir ilaç) ve podofilin kullanılabilir. Bu kimyasalların tahriş edici özellikleri vardır ve normal deride yanıklara yol açabilirler. Tüm bu kimyasal ve cerrahi yöntemler HPV ye etkili olmadığından hastalık tekrar edebilir.

Virüse etki eden bir ilaç interferon alfadır. Bu ilacın kullanımı yan etkilerinden (baş ağrısı, halsizlik ve ateş) ve enjeksiyon yoluyla uygulanmasından dolayı yaygın değildir.

Son zamanlarda hastaların kendi kendilerine uygulayabileceği tedaviler( Podofilox gel ve imiquimod krem) geliştirilmiştir. Podofilox siğil hücresinin gelişimini durdururken, imiquimod HPV ye karşı bağışıklık sistemini lokal olarak uyarır. Her iki tedavide virüsü tedavi eder, fakat lokal tahrişe neden olabilir. Ama sistemik yan etkileri yoktur. Podofiloksun antiviral etkisi veya bağışıklık sistemin güçlendirici etkisi olmadığından tedaviden sonraki üç ayda hastaların üçte birinde tekrarlama görülür. Imiquimod ise bağışıklık sistemini harekete geçirerek etkili olduğundan, tedavi sonrası takip edilen hastaların sekizde birinde tekrarlama görülür.

Araştırılan yeni tedavi yöntemleri var mıdır?
Yeni tedaviler üzerinde çalışılmaktadır. En önemli çalışmalardan birisi HPV aşısıdır. Aşı hem tedavi de, hem de siğil ve kanserden korunmada kullanılabilecektir. HPV aşısı bazı ülkelerde kız çocukları için koruyucu aşı takvimine alınmıştır. Aşı Mart 2007 itibari ile Türkiye'de de piyasa da bulunmaktadır.

Hastalıktan nasıl korunulabilir?
Doktorlar kondom kullanımı ve HPV enfeksiyonlu hastaların tedavi edilmesi ile hastalığın azaltılabileceğini düşünmektedir. Bununla birlikte hiçbir metod hastalığı kesin olarak engelleyemez. Kondom kullanılsa bile, hastalık kondom kullanılan alanların dışında da görülebildiğinden, tam koruma sağlamaz. Tek eşlilik hastalığın geçişini azaltır.

Aids Deri bulguları

Edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu (AIDS) vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini azaltan HIV (Human Immunodeficiency Virus=İnsan bağışlık sitemini güçsüzleştiren virüs) adıyla bilinen virüsünün yaptığı bir hastalıktır. AIDS virüsüne yakalanan kişilerin derilerinde bakteri, mantar ve virüs enfeksiyonu ve cilt kanseri daha sık görülür.

AIDS 1981 yılında tanımlandıktan sonra tüm dünyada en önemli sağlık problemi halini almıştır. Kİşi HIV enfeksiyonun yakalandıktan yıllar sonra, hastalık problem yaratmaya başlar. AIDS'in yaşamı tehdit eden bulguları, virüsün kandaki beyaz hücreleri harap etmesi nedeni ile olur. Bu hücreler insanın doğal bağışıklığını sağlar.

En yaygın görülen yaşamı tehdit eden enfeksiyon pneumocystis carini tarafından oluşturulan şiddetli akciğer enfeksiyonudur. Bu parazit sağlıklı insanlarda enfeksiyona neden olmaz. AIDS ile birlikte normalde nadir rastlanan bir kanser türü olan Kaposi Sarkomu sık görülür. Bu kanser bir veya çok sayıda, ağrısız düz veya deriden kabarık pembeden mora kadar değişebilen renkte, deri veya ağız içi döküntüsü şeklinde görülür.

Kimler risk altındadır?

HIV cinsel temasla veya kan yolu ile bulaşır. AIDS ilk olarak Amerika da tanımlandığında hastaların çoğu genç homoseksüel erkeklerdi. Kısa süre sonra hastalığın heteroseksüel erkek ve bayanlarda, uyuşturucu kullananlarda, kan nakli yapılanlarda da görülebileceği anlaşıldı. AIDS olan kadınlardan doğan çocuklara da enfeksiyon bulaşıp, daha sonra enfeksiyon gelişebilir. Enfeksiyon yakın kontakla, aynı yatakta yatmakla, ortak banyo ve tuvalet kullanımı ile bulaşmaz. Hastalık ortak bardak, tabak, çatal kullanımı ile de yayılmaz. Hastalığın el sıkışma gibi kişisel temasla bulaştığı saptanmamıştır.

HIV Testi
HIV testi kanda HIV virüsüne karşı antikor saptanarak yapılır. Kan bankalarında kan nakli ile virüsün bulaşmasını engellemek için bu tarama testlerini kullanmaktadır. Bu testler HIV e maruz kaldığı düşünülen kimselere sağlık kurumlarında yapılabilir. Bu test yüksek güvenirliliğe sahiptir ve bu kişinin daha önceden HIV virüsüne maruz kalıp kalmadığını gösterir. Bununla beraber kişi HIV virüsüne maruz kaldıktan sonra bu testlerin pozitifleşmesi 3 ayı alabilir. Doktorunuz bu test sonuçlarının anlamını her hastasına anlatacaktır.

Bu yazının amacı AIDS' de sık görülen deri bulgularına dikkat çekmek için hazırlanmıştır. Bu deri problemlerinin doğru tanısı uygun tedavilerin seçilmesini sağlayacaktır. Ayrıca bu deri hastalıklarının tanınması erken devrede AIDS'in tanınmasına neden olur.

Kaposi Sarkomu
AIDS'deki yaygın deri problemlerinden biri Kaposi Sarkomudur. AIDS tedavisinde yeni tedavi kombinasyonlarının bulunması, eskiye oranla Kaposi Sarkomunun daha az görülmesine neden olmuştur. Dermatoloji Uzmanları Kaposi Sarkomu tanısını, ciltteki bulgulardan biyopsi alarak koyar.
Kaposi Sarkomunda ağrı ve kaşıntı yoktur. Hastalık derinin herhangi bir yerinde veya ağız içinde (özellikle üst damakta ve dilde) görülebilir. Hastalık bulguları pembe, koyu kırmızı, mor ve kahverengi olabilir. Sıklıkla sinek ısırığı, doğum lekeleri ve morarma ile karıştırılırlar. Büyüklükleri toplu iğne başından bozuk para büyüklüğüne kadar değişebilir. Hastalığın bulguları deriden kabarıktır ve hatta büyük boyutlu tümörler şeklinde görülebilir. Hastalığın seyri esnasında bir yada bir çok yeni kabarıklık gelişebilir. Ara sıra Kaposi Sarkomu lenf düğümleri, dalak, karaciğer, bağırsak ve akciğer gibi iç organları tutar.

Yüzdeki ve diğer alanlardaki büyük tümörler kolayca tanınır ve hastayı rahatsız eder. Bu tümörler radyoterapi, dondurma tedavileri, cerrahi ve çeşitli ilaçların enjeksiyonu ile tedavi edilebilir. Yaygın dağılımı olan hastalar kemoterapi ile tedavi edilmelidir.

AIDS ile ilişkili diğer deri hastalıkları
Sağlıklı insanlarda görülen bir çok deri problemi HIV enfeksiyonu olan hastalarda görülebilir. HIV enfeksiyonlu hastalarda bu hastalıklar daha şiddetlidir ve tedavisi daha zordur. Bundan dolayı Dermatoloji uzmanının tanı koyması ve tedaviyi düzenlemesi daha doğrudur.

Viral Enfeksiyonlar
Viral enfeksiyonlar AIDS' li ve HIV enfeksiyonu taşıyan kişilerde yaygın görülür. Bu enfeksiyonlar derinin herhangi bir yerinde veya mukozalarda görülür. AİDS'li hastalardaki viral hastalıklar normal kişilere göre daha şiddetli seyreder.

Herpes Simpleks insanlarda aralıklı enfeksiyon yapan bir virüstür. Herpes Simpleks tip 1 burun ve ağız etrafında uçuğa yol açar. Herpes simpleks tip 2 cinsel bölgede enfeksiyona neden olan bir virüstür. Ara sıra bu enfeksiyonlar gözde ve diğer deri alanlarında görülebilir. Tutulan alanda ilk olarak kızarıklık gelişir. Bu sırada yanma, kaşıntı veya ağrı vardır. Daha sonra grup halinde küçük su kabarcıkları oluşur ve bunlar patlayarak küçük ülserlere dönüşür ve daha sonra kabuklanır. Herpes bulguları 5-10 gün içinde iyileşir. HIV enfeksiyonlu hastalarda daha şiddetli, daha geniş alana yayılan, ağrılı ülserler, daha çok sayıda bulgu ve daha geç iyileşme görülür.

Dermatoloji uzmanları herpes simpleksin şiddetli ataklarında ağızdan antiviral ilaçları kullanırlar. Lokal uygulanan ilaçlar su kabarcıklarını geriletir ve rahatsızlığı azaltır. İkincil olarak bakteri enfeksiyonları gelişmişse antibiyotikler faydalı olur. AIDS de herpes enfeksiyonları vücuda yayılarak ateş, şuur bulanıklığı, baş ağrısı ve halsizlik yapar. Bu durumdaki hastalara hastanede damar yolu ile ilaç verilir.

Zona olarak bilinen Herpes Zoster çocuklukta geçirilen su çiçeğinin yeniden aktive olması ile gelişen bir enfeksiyondur. Döküntü vücudun tek tarafında bant tarzında görülür. Tutulan bölgede önce hassasiyet ve kızarıklık , hatta derin bir ağrı bulunur. Daha sonra bu bölgede grup halinde su kabarcıkları görülür, bu kabarcıklar açılarak ülser halini alır ve sonrada kabuklanır. Bu bölgedeki sinirin iltihaplanması nedeni ile şiddetli ağrı mevcuttur. Zona AIDS'in veya bozulmuş bağışıklık sisteminin ilk belirtisi olabilir. Bu durumda hastalık haftalarca sürerek, vücudun diğer bölgelerine yayılarak suçiçeği benzeri döküntü oluşturabilir. Lokal olarak uygulanan losyon ve ağızdan alınan antiviral tedavi döküntüde kurumaya yol açar. Ağrı kesiciler ağrıyı azaltmak için kullanılır. Döküntü gerilemesine rağmen ağrı devam edebilir. Yaygın dağılımı olan hastalar hastane ortamında damar yolundan kullanılacak ilaçlar ile tedavi edilmelidir.

Molluscum Kontagiosum , derinin yüzeysel bir virüs enfeksiyonudur. Sıklıkla çocuklarda , daha az sıklıkla seksüel olarak aktif olan erişkinlerde görülür. Üzeri pürüzsüz, incimsi veya mumumsu görünümde kabarcıklar şeklinde görülür. Bu kabarcıkların boyutu toplu iğne başı büyüklüğünden bezelye büyüklüğüne kadar değişir. Kabarcıkların merkezinde bir göbeklenme vardır ve içi peynirimsi bir materyal ile doludur. Molluscum Kontagiosum HIV enfeksiyonu bulunan insanlarda sık görülür. Molluscum vücudun herhangi bir yerinde görülebilir. Dermatoloji uzmanları molluscumları dondurarak veya içindeki peynirimsi materyali çıkararak tedavi eder.

Siğil papilloma virüsün oluşturduğu iyi huylu , ağrısız deri gelişimidir. Bunlar derinin herhangi bir yerinde meydana gelebilir, özellikle de el, ayak, yüz, cinsel bölge ve makat bölgesinde görülür. Siğil HIV enfeksiyonu olan kişilerde görüldüğünde çok büyük ve rahatsız edici boyuta ulaşabilir. HIV enfeksiyonlu kişilerde virüsler standart tedavilere dirençlidirler. Tedaviden sonra tekrar etme oranı fazladır.

Ağızda kıllı lökoplaki
Ağızda kıllı lökoplaki sık rastlanmayan bir tablodur ve sıklıkla dilde küçük beyaz tüylü oluşumlar şeklinde görülür. Ağızda kıllı lökoplakiye herpes virüs ailesine bağlı bir virüs olan Epstein-Barr virüsün neden olduğuna inanılmaktadır. Ağızdaki kıllı lökoplaki, bir mantar enfeksiyonu olan pamukçuk ile karışır. Bu durum hastada herhangi bir rahatsızlığa yol açmaz. Bir hastada kıllı lökoplakinin saptanması o hastada HIV enfeksiyonu olduğunun önemli bir göstergesidir.

Mantar enfeksiyonları
Maya enfeksiyonları - Ağız, vajina, koltuk altı kasık bölgesinde Candida albicans denen mantarın yaptığı deri enfeksiyonudur. Bu enfeksiyon HIV enfeksiyonlu hastalarda sıkl görülür ve tekrar eder. Ağızdaki mantar enfeksiyonu pamukçuk olarak bilinir. Dilde ve yanağın iç yüzeyinde kolaylıkla kazınabilen beyaz süt kesiği şeklinde alanlar oluşur. Pamukçuk sıklıkla kıllı lökoplaki ile karışır. Pamukçuk ağızda acı tad hissine neden olabilir.

HIV taşıyıcısı ve AIDS olan çocuk ve erişkinler sıklıkla kalça kıvrımında şiddetli kaşıntılı kırmızı bir döküntü şeklinde mantar enfeksiyonu geçirir ve bu enfeksiyon daha sonra cinsel bölgeye ve kalçalara yayılır. Bu enfeksiyonlar HIV enfeksiyonu bulunan hastalarda tedaviye dirençlidir. Bu enfeksiyon hap ve kremlerle tedavi edilir ve tedavi kesilince enfeksiyon yeniden görülür. Bağışıklık sistemi güçsüzleşen bayan hastalarda şiddetli ve tedaviye dirençli vajina enfeksiyonu gelişir. Bu enfeksiyonda süt kesiği şeklinde vajina akıntısı ve bu bölgede nem artışı görülür. Mantar enfeksiyonunu tedavi etmek için ağızdan tedavi gereklidir.

Diğer mantar enfeksiyonları - HIV enfeksiyonu bulunduran kişilerde el ve ayak derisinde pullu ve kaşıntılı mantar enfeksiyonu ve ayrıca tırnaklarda enfeksiyon görülebilir. Bu mantar enfeksiyonları deride kalınlaşma yapan kronik pullu bir döküntüye, el ve ayak tırnaklarında renk değişikliğine neden olur. Derinin mantar enfeksiyonları mantar ilacı içeren kremlerle kolaylıkla tedavi edilir. Bununla beraber tırnaktaki enfeksiyonlar lokal tedaviye zor cevap verir ve aylarca tablet kullanılması gerekir. Ne yazık ki bu enfeksiyonlar tedavi kesildikten sonra tekrar etme özelliğindedir.

Kriptokokosis - İnsanlarda nadiren enfeksiyona neden olan cryptococcus neoformans adlı mantarın yaptığı mantar enfeksiyonudur. Kriptokokosis akciğer, beyin ve omuriliği tutan öldürücü potansiyele sahip bir mantar enfeksiyonudur. Hastalık deriyi nadiren tutabilir ve vücudun herhangi bir yerinde çok sayıdasivilceye benzer kabarıklıklar ve küçük abseler yapar. Beyin ve omuriliği tutan şiddetli olgularda hastanede yapılan agresif tedaviler(damar yolundan ilaç verilmesi gibi) gereklidir

Bakteri enfeksiyonları

HIV enfeksiyonlu hastalar sıklıkla derilerinde bakteri enfeksiyonu geçirir. Damar yolu ile enjeksiyon yapılanlar iğne yerinde abse gelişebilir. Bu bakteri enfeksiyonlarından biri impetigodur. İmpetigoda geniş, içinde iltihap bulunan, kolaylıkla patlayan ve sarımsı bir sıvı sızan kabarcıklar gelişir. Kabarcıklar patlayınca geniş ülserler gelişir ve sarımsı kabuklarla kaplanır. Kabarcıklardan alınan sıvının kültüründe hangi bakterinin ürediği saptanır ve de buna göre uygun antibiyotik başlanır. Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar sıklıkla bakteri enfeksiyonu geçirir ve bu enfeksiyonlar kana ve vücudun çeşitli yerlerine dağılabilir. Bu hastalarda dikkatli bir gözlem ve damar yolu ile antibiyotik kullanılması gereklidir.

Diğer deri hastalıkları

Seboreik dermatit yüzde özellikle yanak, alın, kaş, burun ve kulak, saçlı deri, göğüs ve kasıktagörülen kırmızı üzeri kepekli bir egzema türüdür. Tedavi genellikle krem ve pomatlarla yapılır. HIV enfeksiyonu bulunan hastalarda daha agresif tedavi yapmak gerekebilir.

Sedef - Sedefi bulunan HIV' li kişilerin sedef bulgularıdaha şiddetlidir. Sedefteki alevlenmede somon renginde üzeri pullu döküntülerin büyüklüğü ve sayısı artar ve tüm deri özellikle saçlı deri, diz ve dirsekler bu döküntü kaplanır. Bazı hastalarda el ve ayak tabanlarında kalın pullar gelişir ve içi iltihaplı kabarcıklar oluşur, bu durum hasta açısından çok rahatsız edici olabilir. Tüm vücut derisini kaplayan kaşıntılı, kırmızı ve pullu sedef tablosu görülebilir. Bu hastalar hastaneye yatırılıp, dermatoloji uzmanı gözetiminde agresif tedaviler uygulanır.

HIVli hastalardaki sedef lokal olarak uygulanan kortizon ve katran tedavilerine ve ışık tedavisine dirençlidir. Şiddetli sedef hastalarında uygulanan metotreksat tedavisi HIV hastaları için bağışıklık sistemini baskıladıkları için tehlikeli olabilir

Kurdeşen ve Kaşıntılı kırmızı kabarcıklı hastalık - HIVli hastalarda sıklıkla bezelye büyüklüğünde, kırmızı ince kabarcıklar yaygın olarak görülür. Ayrıca bazen geniş kurdeşen denen döküntüler görülebilir. Tedaviye dirençli kaşıntı oldukça rahatsız edicidir ve kontrol altına alınması zordur. Hastalık sıklıkla yüksek doz ilaç alımı ile kontrol altına alınabilir.

Yüzde yağ atrofisi- Bu durum HIV enfeksiyonuna bağlı olarak veya tedavide kullanılan ilaçlara karşı gelişen bir durumdur. Bu tablo yüze yağ dokusu veya dolgu maddelerinin enjeksiyonu ile tedavi edilebilir.

Kıl dibi iltihabı ve sivilce benzeri bulgular - HIV enfeksiyonlu bir çok hastada göğüs, sırt, yüz, saçlı deri, bacak ve kalçada kıl diplerine uyan alanda çok sayıda sivilce benzeri döküntü görülebilir. Bu sivilce benzeri döküntü oldukça kaşıntılıdır ve hasta bu döküntüyü kaşıyarak kanatır ve ikincil olarak bakteri enfeksiyonu gelişir. Bu durum kıl dibi iltihabı olarak bilinir ve genellikle antibiyotik, anti bakteriyel sabun ve sivilce tedavisinde kullanılan lokal tedavilerin kombinasyonu ile tedavi edilir.

Yukarıda bahsedilen hastalıkların bir çoğu HIV enfeksiyonunu taşımayan sağlıklı hastalarda da yaygın olarak görülür. Bununla beraber bir kişi HIV enfeksiyonu açısından yüksek risk taşıyorsa ve yukarıdaki tablolardan biri mevcut ise, bu bulguların HIV enfeksiyonunun neden olduğu bağışıklık yetmezliğinin bir belirtisi olabileceği göz önünde bulundurmalıdır.

Ayakta Mantar Hastalığı

Ayakta mantar enfeksiyonuna çok sık rastlanır, hemen herkes hayatında bir kez mantar enfeksiyonu geçirir. Hastalık ergen ve erişkin erkeklerde sıktır, fakat kadınlarda ve 12 yaş altında çocuklarda da görülebilir. Ayaktaki mantar enfeksiyonu tedavi edilebilir, fakat kolaylıkla tekrar edebilir.
Ayakta mantar enfeksiyonuna neden olan etken, insan derisinde özellikle ayakta kolaylıkla çoğalır. Mantar özellikle karanlık, nemli ve ılık ortamlarda kolaylıkla ürer. Ayakkabının içindeki ayaklar mantarın üremesi için çok uygundur. Aynı mantar türü kasık bölgesinde de enfeksiyona neden olabilir.

Ayakta mantar enfeksiyonu nasıl gelişir?
Ayaktaki mantar enfeksiyonu bulaşıcıdır ve çıplak ayakla durulan yerlerde kolaylıkla bulaşır. Bununla beraber ayakta mantar enfeksiyonu gelişmesine neden olan kesin faktörler bilinmemektedir. Islak ayaklar, sıkı ve hava almayan ayakkabılar, çoraplar, yüzme, banyo alma ve egzersiz sonrasında ayakların kurulanmaması ayakta mantar enfeksiyonunun gelişmesine neden olur.

Ayakta mantar enfeksiyonu nasıl görünür?
Ayaktaki mantar enfeksiyonu herkeste aynı şekilde görülmez. Bazı kişilerde ayak parmak araları (özellikle son 4 ve 5 parmak arası) soyulur, kabuklanır ve pullanır. Aynı zamanda kızarıklık, pullanma ve hatta kuruluk ayak tabanında da olabilir. Bu enfeksiyon ayakta yanma ve kaşıntıya da neden olabilir. Daha az kişide yoğun kaşıntılı su kabarcıklarından oluşan küçük alanlar gelişebilir. Bu değişiklikler egzema ve sedef ile karışır.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Göz Çevrenizi Koruyun

Göz çevresi ve kapağı, cildin diğer bölgelerinden çok daha hassas. Diğer bölgelere sürüldüğünde kötü etki yapmayan kozmetikler, bu bölgede ciddi sorunlara yol açabilir. Önce ve en hızlı yaşlanan göz çevresi ve sarkan kapağı, daha fazla özen ister. Gözaltı torbaları ve morlukları da sadece daha yaşlı değil, olduğunuzdan daha yorgun ve asık yüzlü görünmenize yol açar. Dolayısıyla ne kadar erken önlem alırsanız, o kadar iyi.

Yatkınlık da varsa 30 yaşından bile önce göz çevresinde sorunlar başlıyor. Göz kapaklarıyla çevresi, deri yaşlanmasının ilk başladığı bölgeler. Göz kapağı derisi diğer bölgelere oranla daha ince ve narin. Buna karşılık çok hareketli. Ter ve yağ bezleri açısından daha fakir. Ayrıca, hassas yapısından dolayı güneş ışınlarının etkisine göz kapakları diğer vücut bölgelerindeki deriden daha duyarlı.

Göz kapağı ve çevresinin yaşlanmasıyla, göz altı torbalarının gelişimini azaltmak, bu bölgelere özel üretilen ürünlerle mümkün. Uzmanların bir başka önerisi de güneş ışığını bloke eden, geniş çerçeveli güneş gözlüklerinin kullanılması.

Morlukların nedeni dolaşım bozukluğu

Gözaltı morluklarına alt göz kapağı alanında, kılcaldamar ve küçük toplardamarlar arasındaki dolaşım bozukluğu yol açar. Bu damarlarda kan akışının iyice yavaşlaması ve hatta göllenmesiyle, derinin de çok ince olması nedeniyle, morumsu bir görünüm ortaya çıkar. Uykusuzluk, stres ve kansızlık hallerinde daha da belirginleşir.

Gözaltı torbaları, şişliklerden farklı. Şişlikler, sıklıkla torbalarla karışsa da oluşum mekanizmaları birbirinden çok ayrı. Gözaltı şişlikleri lenf sıvısının dolaşımındaki bozukluk nedeniyle, hücreler arası boşlukta göllenmesiyle ortaya çıkar. Yorgunluk, stres, fazla uyku, alkol kullanımı ve alerjiler başlıca sebeplerini oluşturur. Yerçekimi, ultraviyole ışınları, adale hareketleri, adalenin zayıflamasına bağlı yağ dokularının fıtıklaşması ve yanlış kozmetik kullanımının da etkisi büyük. Önlemek için güneş ışınlarına daha az maruz kalmanın ve mümkün olduğunca az mimik hareketi yapmanın yararı var. Bu torbaların daha çok güneş altında çok kalan insanlarda (çiftçiler vb.) ve kuvvetli ışığa karşı çalışanlarda (sahne sanatçıları vb.) görülmesi de bunun kanıtı.

Kronik hale dönüşerek yıllarca rahatsızlık verebilir. Sıvı ve kan göllenmesini uzaklaştırmak amacıyla yapılacak çay veya termal su kompresleri, drenajı artıracak koruyucu ve nemlendirici özellikte kozmetikler yarar sağlar.

Steril makyaj için önce ellerinizi yıkayın

Kozmetiklerinize mikroorganizmaların bulaşmasını önlemek istiyorsanız:

* Makyajdan önce ellerinizi sabunlayın. Özellikle malzemeyi yaymak için parmaklarınızı kullanacaksanız bu önemli.
* Başkalarına makyaj malzemelerinizi kullandırmayın. Uçuk gibi enfeksiyonlar bulaşabilir.
* Malzemeleri parmakla sürmek yerine fırça, sünger gibi yardımcılar kullanmayı tercih edin.
* Özellikle likit makyaj malzemeleri daha kolay bakteri ürettir. Fondöteniniz kolayca mikrop yuvasına dönüşebilir.
* Likit maskaralarda aplikatör tüpün içine sokulu tutulduğu için maskaraya bakteri bulaşması oldukça kolay. Bu bakteriler kornea enfeksiyonu yapabilir, görmeyi kalıcı bir şekilde etkileyebilir. Her ne kadar maskaralarda koruyucular bulunsa da, maskara tüplerini ilk kullanımdan 3 ay sonra atmak ve aynı maskara tüpünü başka kişilerin kullanmasına izin vermemek gerekiyor. Tekrarlayan bakteri enfeksiyonları varsa solvent bazlı maskaralar tercih edilmeli.
* Fırçalar da bakteri ve mikrop yuvasına dönüşebilir. Makyaj malzemeleri arasında hijyenine dikkat edilmesi gereken en önemli yardımcılardan biri fırça. Haftada bir kez sıcağa yakın ılık su ve sabunla yıkayın.
* Ayrıca, kozmetik ürünlerin bulunduğu şişelerin, kutuların kapaklarını sıkıca kapatın. Ürüne asla su eklemeyin. Su, bakterilerin üremesine sebep olur. Kokusu ya da rengi değişen ürünü atın. Ambalajı zarar görmüş ürünü satın almayın. Ürünün etiketini, içindekiler bölümünü ve kullanma talimatlarını mutlaka okuyun. Enfeksiyona yol açtığını farkettiğiniz ürünü kullanmayı bırakın.

Kilosu Kaça

Bahar geldi ya malumunuz. Bir soğuk bir sıcak da olsa, akşamları evlerde anlamsız bir sebep yüzünden kaloriferler yanmasa da ortalıkta bir şekilde bahar havası eser. Dünya bize çok sıcak ve samimi davranmasa, insanlar dünyada ve ülkemizde birbirini yese de, yine de içinizde o duygu olur. Elde değildir bir anda bir çiçeğe, bir ağaca takılı kalır ve nefes alırsınız.

Pahalılıktan ilk zamanlar yanına yaklaşılmayan çilekler artık biraz daha kırmızı biraz daha kokuludur. Her şeye rağmen eriği tuza batırıp yeme seansı birkaç kere tekrarlanır. Camlar açıldığında tüm yeni nesil olarak allerji ilaçlarıyla yaşansa da, hapşırmaya devam edilir ama cam kenarında oturulur, dışarı bakılır. Balkonlarda yavaş yavaş sardunyalar kendilerine yer edinmiştir.

Dünyanın halini düşünürken içiniz daralır, buna kendi maddi sıkıntılarınız, çocukların durumu da eklenir ve biraz hatta oldukça fazla bunalırsınız. Memleketin hali ne olacak, zamlar, hay Allah yaz da geldi tatil meselesi kaç taksit olur acaba, yoksa yakın uzak akrabalara mı gitsek kabusu basar.

Bütün bunların arasında insanı ayakta tutan çok az şey vardır. İnsan ilişkileri yani dostluk yani sevgi. Bunların sayısı gerçekten çok az olsa da, elinizdekinin kıymetini bilir ona gereken özeni fazlasıyla gösterirsiniz.

Tam bu sırada biri sizin pembe gözlüklerinizi alır, yere atar, üzerine hırsla basar ve paramparça eder. Önce bir öfke, sonrasında üzüntü ve yapacak bir şey yok noktasına gelir ve yollarınızı ayırırsınız. Zaten bilinen bir konudur, son yıllarda gittikçe artarak kalbimize hükmeden.

Ben bir kadını seveceğim ama; Parası olacak, evi olacak, olmadı iyi bir maaşı olacak... Ben bir adamı seveceğim ama; Parası olacak, işi olacak, evi olacak, mümkünse yalnız olacak, bana da onu, şunu, bunu alacak...

Hadi kadına biraz yakışır bakılıp, beslenmek, hediyeler alınmak ama erkeklerde gittikçe artan aman paralı kadın olsun telaşı sevgiyi ayağa düşürmekten daha fazlasını yapıyor gibi geliyor bana.

Bu kadar pazarlıkla, hatta hesapla sevdiğini sanan gönül bu kuraklıkta gelişemez, büyüyemez ve sonunda kuraklıktan çıkan ağır bir darbe bedenle kendini ortaya koyar. Bu kocasını sevmeyen ama maddi imkanlardan dolayı orada duran kadınların rahim kanseri, kist, miyom gibi çeşitli tepkiler veren vücutları gibidir.

Daha da ileri safhası ruhsal ve bedensel hastalıklı çocuklar. Bu derece sevgi enerjisinin olmadığı yerde çocuk yetişmez. İnsan olgunlaşmaz ve beslenmeyen ruh, bedene zarar verir. Karanlık bir odada, camlar hiç açılmadan bol su vererek pahalı saksılarda çiçekler açmaz. Açanlar olsa sadece dikenli kaktüslerdir. Onlarda kimseye bahar havası vermez. Bahar neşesi katmaz.

Dün sabah geçenlerde boşanmış bir velim geldi. Eşi daha boşanmaları birkaç ay olmasına rağmen evleniyormuş.
Evlendiği kadını anlattı, anlatırken hepimiz güldük :) Kadının 3.5 milyar maaşı ve Bostancı da bir evi varmış ve ayrıldığı kocasından kızını bakmak istemediği için yanına almamış. Niye güldük; Çünkü bu hanımla da evlenirken hanımın da Bostancı da bir evi ve iyi bir maaş vardı. Babası öldüğü içinde karışanı yoktu.

Şimdi adamcağızın kriteri bu; Bostancı da ev. Neden mi ???? Gayet basit. Bu yakayı seviyor ama denizotobüsüyle hergün işe gitmesi gerekiyor. Haa pardon bu arada unuttum araba kullanmasını bilmiyor ve arabası olan ve iyi araba kullanan bir kadın olması da şart :)))

Geçmişte böyle bir tanıdığımız vardı. İlla ki sosyete ve iyi aileden olsun aman da parası olsun :) Başka bir şart aranmıyordu. Adamcağız hakkında oldukça olumsuz duygular taşımıştık.

Sonra etrafa baktığımızda, bu tarz ilişkilerin arttığını ve paranın en başa geçtiğini konuşur olmuştuk.

Zamanla bu konu unutuldu. Biz kendi aramızda pembe gözlüklerimizi takmış, pembe pembe birbirimize bakarken oldukça sade yaşamımızda sevginin verdiği hoşluğu hissediyorduk. Hatta "Sevginin Tonları" kitabımızın adı da böyle çıktı.

Sonra biri çıktı ve benim pembe gözlüğümü kırdı : (((((

Hayatımda çok paraya düşkün, çok satılık insan gördüm. Hepsinin de kendi şartları vardı. Sonuçta evrenin matematiksel kuralları var. Bunlar ödül veya ceza olmasa da, yaşananların getirileri var. ("Yarının Tanrısı" kitabı öyle diyor) Bu halk arasında ektiğini biçmek, karma hesapları şeklinde değerlendirilir.

Bir de bir şeyleri üstüste yaşayıp ders almayanlar, bir türlü bir minik adım gidemeyecek kadar konuya aymayanlar vardır. Bu velimin eşi gibi, aynı türde kadın aynı şartlarda senin bakışın böyle oldukça seni yine mutsuz edecek.
Çünkü sen kadına değil şartlara gidiyorsun. Böyle birkaç örneğimiz var. Hatta oldukça değerli bir dostum. Mesleğinde de belli bir saygınlığı da olmasına rağmen, yaşadığı parasız günlerin (tam 55 yıl önce) yüzü hörmetine parası olan ve denize nazır bir ev sahibesi bir hanımla evlendi.

Şartlarından dolayı bir kadını sever görünen veya öyle hisseden erkekler gurubuna ilaveten bir tür daha var. Elimde birkaç tane alternatif bulunsun, kendimi her şartta iyi kalpli ve fedakar, çalışkan sunayım beğenileyim biri olmazsa biri olur. Olmasa da karşımdakinin imkanlarından faydalanayım. Bunu kendimin bile unuttuğu yalanlarla karşımdakine anlatayım.

Ya karşıdakin hafızası iyiyse, ya yapılanları ve söylenenleri unutmuyorsa ve ahlak anlayışı, dürüstlük anlayışı ve sevgi anlayışını kaybetmemiş aksine her şeye rağmen bu değerlere sarılmış yaşıyorsa!?

Neyse pembe gözlüğüm yenilendi. Daha iyisi, daha güzeli, daha pembesi ve bu sefer bahar kokulusu geldi.

Çünkü ben her şeye rağmen, sevginin her şartta galip geleceğine inanıyorum. Eğer Tanrı sevgiyse, yaşamsa ve biz bu havayı soluyor burada gelişip, büyüyorsak hiç kimse, sevgiyi yani yaşamı yani Tanrıyı tamamen yok edemez.

Eastpak çantalar

Eastpak, 2008 ilkbahar/yaz sezonunda genç kızlar için yine birbirinden farklı, çarpıcı çantalar tasarladı. Her detayın düşünüldüğü Deevil serisi de bu koleksiyonda ilginç desenleri ve tasarımı ile öne çıkıyor. Çıkarılabilir cüzdanı, telefon ve kalem bölmeleriyle kullanışlı bir çantada aradığınız her şeyi kolayca bulabileceksiniz. Deevil çantalar şeytani bir ifadeyle resmedilmiş hayvan figürlü desenleriyle de çok ilginç!

Bu sezon genç kızların gözdesi olmaya diğer modeller Girls Core koleksiyonunda bulunan Kelly ve Phoebe çantalar. Damalı ve yıldızlı deseniyle Phobe, şeker pembesi rengiyle de Kelly ile yazın enerjisini yanınızda taşıyın. Çantalarda göze çarpan en önemli detay ise bol cepli olmaları.

Dünyada milyonlarca gencin severek kullandığı Eastpak’ler, artık birer klasik olmuş sırt çantaları ile de bu sezon çok iddialı. Eastpak'in yaza özel deseni Emblem ve Cuffs kullanışlı, rahat ve dayanıklı sırt çantalarıyla buluştu.

EASTPAK sırt çantaların en büyük özelliği, 30 yıl garanti verebilecek derecede sağlam ve kaliteli olması. Kilitli dikiş sistemi ve iç yüzeyinde bulunan teflon kaplama ile sağlamlık maksimuma çıkıyor. Ürün, yırtılmalar hariç herhangi bir şekilde delindiğinde kendi kendini tamir edebilme özelliğine sahip.

Deevill ve Girls Core Koleksiyonu Bağdat Cad Sportworks , Beyoğlu Halep Pasajı Ufuk Çanta, Galleria Auna Çanta gibi seçkin mağazalarda yerini aldı.

Fonex Zeytinyağı mucizesi

Saç, bayan güzelliğinin en doğal aksesuarıdır. Sağlıklı, bakımlı ve canlı saçlara sahip olmak her zaman insanın kendisini iyi hissetmesini sağlar.

Yazın güneşten yıpranan ve kuruyan saçlarınız için çözümünüz Fonex olsun. Eğer saçlarınızın bakımsızlığından şikayet ediyorsanız Fonex’in yeni ürünü tam size göre…

İçerisindeki zeytinyağı ve rezene özleri ile saçınızı besleyen Fonex sayesinde canlı ve yumuşacık saçlara sahip olmak artık çok kolay. Fonex’in zeytinyağı özlü şampuanı bütün dikkatleri üzerinize çekecek.

Eğer yazın enerjisinden yararlanıp saçlarınızı özgür bırakmak istiyorsanız Fonex’in zeytinyağlı şampuanını mutlaka denemelisiniz…

Sebzede Vitamin

a- Satın aldığınız sebzelerin köklerini kesdikten sonra, önce yıkayın sonra doğrayın

b- Temizleyip doğradığınız sebzeleri bekletmeden pişireceğiniz yemeğin çerisine ilave edin.Bekletilen sebzelerde C vitamini kaybı olur.

c- Pişirme esnasında yetecek kadar su koyun yada buharda pişirin

d- Sebzeleri pişirirken renklerini korumak istiyorsanız asla soda eklemeyin. Çünkü C vitamini başta olmak üzere bir çok vitamin kaybı meydana gelir

e- Tüketeceğiniz kadar pişirin. Pişmiş sebze yemeği ne kadar çok bekletilirse vitamin kaybıda o kadar çok olur

f- Hazırladığınız salataların renklerini korumak istiyorsanız limon yada sirkeyi servis yapacağınız zaman koyun

g- Kök ve yaprakları birlikte yenilen sebzeler pişirilirken önce kökleri ince doğranıp tencereye konulmalı, yaprakları ise daha sonra ilave edilmeli

h- Satın alırken taze olmalarına dikkat edin

i- Sebzeler çok sıkı sarılmadan paketlerde, buzdolabının sebzeklik bölümünde yada derin dondurucuda uzun süre olmamak koşulu ile saklanmalıdır.

KISA SÜREDE PİŞİRİN

Fazla suyun içerisinde uzun süre pişen sebzeler şekil değişikliğine uğrarlar. Bunu önlemek istiyorsanız az su ile kısa zamanda pişirmelisiniz.
Ayrıca bazı sebzeler daha keskin bazıları ise daha hafif kokulu olur.
Orta derecede tatlı olan sebzelerin tadını korumak için az su ile pişirmelisiniz. Yada pişirme süresini azaltın. Keskin tadı olan sert sebzeleri ise doğrayarak yada tencerenin kapağını açık bırakarak pişirin.
Sebzelerin vitamin ve mineral kaybına uğramasını istemiyorsanız fazla bekletmeden hemen tüketin.

Vitamin Tablosu

"Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. En küçük varlığın bile çok büyük görevleri vardır."

Yararları, Yetersizlik Belirtileri, Yüksek Alım Belirtileri, Kaynaklar, Yağda Eriyen Vitaminler

A Vitamini

- Cildin, saçların, tırnakların, diş etlerinin, dişlerin ve kemiklerin sağlıklı kalmalarını sağlar.
- Enfeksiyona karşı direnci artırır; Gece görmemizi kolaylaştırır ve göz yorgunluğunu azaltabilir.
- Bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkisi olabilir.

Gece körlüğü, gözde kuruma, deri kuruluğu, hastalıklara karşı dayanıklılığın azalması. Çocuklarda dişlerin biçimsiz ve sağlıksız gelişmesine; gelişmenin yavaşlamasına neden olabilir. Yüksek Risk Grubu : Alkolikler, sigara içenler, gençler, hazımsızlık veya karaciğer rahatsızlıkları olan kişiler. Baş ağrısı, yorgunluk, düzensiz adet görme, ishal, eklem ve kemik ağrıları, kuru-çatlak deri, iştahsızlık, saç kaybı, kaşıntı. ( Hamilelik döneminde çok fazla alınması bebek için sakıncalıdır). Ciğer, havuç (pişmemiş), ıspanak (pişmiş), kuru kayısı, brokoli, şeftali, kıvırcık salata, yumurta, yağsız süt, portakal

Beta Karoten

Antioksidan

D Vitamini

Kalsiyumun sindirilmesi için gereklidir, kulakların içindeki küçük kemikler dahil olmak üzere tüm kemikler ve dişler için elzemdir. Çocuklarda raşitizm; Osteomalasia (kemik yumuşaması); Osteoporoz; yaşlılıkta duyma zorlukları. Kalsiyum birikmesi (Özellikle kalp ve karaciğerde), kırılgan hassas kemikler, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, ishal, uykusuzluk, iştahsızlık, baş ağrıları. Sardalya, somon (taze), karides, süt (D vitamini eklenmiş), yumurta sarısı.

E Vitamini

Kırmızı kan hücreleri, kaslar ve diğer dokular için gereklidir. Antioksidan özelliği sayesinde hücrelerin ve dokuların korunması, hava kirliliğinden dolayı akciğerde ve ağızda oluşan olumsuz etkinin azaltılması, henüz kanıtlanmamış olmasına rağmen yüksek olasılıkla kanseri ve erken yaşlılığı önlemedeki faydaları sıralanabilir. İnsanlarda henüz kesin olarak bilinmiyor. İnsanlarda henüz kesin bilinmiyor. Ancak, yağda eriyen vitamin olduğu için aşırı dozlarda alınmamalı. Ay çiçek yağı (genel olarak bitkisel yağlarda bol bulunur), ıspanak, brokoli, kırmızı et.

Suda Eriyen Vitaminler

Tiamin (B1 Vitamini)

- Tüm hücrelerde, sinir ve sindirim sisteminde
- Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesinde gereklidir.
- İştah artırmada yardımcı olabilir.
- Sinir ve sindirim sistemi bozuklukları
- İştah azalması
- Yorgunluk
- Kilo kaybı
- Mide bulantısı
- Adale ağrıları
- Aşırı eksikliğinde beriberi hastalı ğı.

Herhangi bir B grubu vitamininin gereğinden fazla alınması, diğer B vitaminlerinin alımını olumsuz etkileyebilir. Buğday tohumu, ciğer, yer fıstığı, bezelye, kuru üzüm, portakal, kuru fasulye, nohut (pişmiş), karnabahar, yağsız süt.

Riboflavin (B2 Vitamini)

- Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesinde gereklidir.
- Deride kuruluk ve çatlaklık (ağız ve burun kenarları)
- Görmede sorunlar
- Işığa karşı duyarlılık
- yeme ve yutmada zorluk.

B1 ve B6''nın emilmesini engelleyebilir. Ciğer, yağsız süt, yağsız yoğurt, tavuk, brokoli, ıspanak.

Niasin

- Yiyecekleri enerjiye dönüştüren enzimler için gereklidir.
- İştahı artırır, hazmı kolaylaştırır.
- Sinir sisteminin düzenli çalışmasını destekler.
- Çok yüksek dozda alınması kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir (ancak yan etkileri de olabilir).
- İshal
- Ağızda yaralar
- Aşırı eksikliğinde Pellegra.
- Ülser
- Karaciğer fonksiyonlarını bozabilir
- Yüksek kan şekeri ve ürik asit
- kalp atışlarını bozabilir.

Tavuk, somon, yer fıstığı, bezelye, patates.

B6 Vitamini

- Yiyecekleri vücudun kullanacağı moleküler şekle dönüştürmede gereklidir.
- Depresyon
- Ağız kenarlarında yaralar
- Kaşıntılı deri odakları.

Muz, avokado, köfte, tavuk, balık, patates, ıspanak, bezelye, ceviz.

B12 Vitamini

Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardımcı olur. Kan ve sinir sisteminde hasar (yüksek risk grubu vejetaryenler özellikle süt, yoğurt, peynir veya yumurta yemeyenler ve yalılardır). Ender olarak bebeklerde görülür.

Ciğer, kırmızı et, ton balığı, yoğurt, yağsız süt, yumurta, tavuk.

Folik Asit

Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardımcı olur. Anemi hücre bölünmesinde sorunlar Diş etlerinde kanama (yüksek risk grubu alkolikler ve hamile kadınlardır). Aşırı doz çinko emilimini engelleyebilir. Ciğer, ıspanak (pişmemiş), ıspanak (pişmiş), portakal suyu, greyfurt suyu, kıvırcık salata, göbek salata, brokoli (pişmiş), muz, kepek ekmeği.

Biotin

- Glikoz metabolizmasında
- Bazı yağ asitlerinin oluşumunda.
- Deride dökülme
- Kas ağrısı
- Yorgunluk
- İştahsızlık (bu belirtiler çok ender görülür).

Gereğinden fazla alınması, diğer B vitaminlerinin alımını olumsuz etkileyebilir. Ciğer, yulaf (pişmiş), soya fasulyesi, yumurta, süt, tavuk, mantar, muz.

C Vitamini

- Kan damarlarının kuvvetli olmasında
- Kolajen sentezinde görev alır
- Steroid hormonlarının sentezinde (yara ve iltihaplanmaya karşı etkilidir)
- Enfeksiyonlardan ve soğuk algınlıklarından korur
- Diş etlerinin sağlıklı kalmasında
- Demirin vücutta daha elverişli kullanılmasında etkilidir.
- Diş etlerinin kanaması
- Yorgunluk
- İştah azalması
- Yaraların iyileşmesinde gecikme
- Deride kuruluk ve çatlaklık
- Eklemlerde şişmeler.
- Oksalat ve ürat taşlarının oluşumu
- İshal.

Portakal suyu, yeşil biber, portakal, çilek, brokoli, greyfurt, domates, lahana, bezelye.

Yararları Yetersizlik Belirtileri Yüksek Alım Belirtileri Kaynaklar
Kalsiyum
- Kemik ve dişlerin oluşumunda ve sağlıklı kalmalarında
- Kan pıhtılaşma etmeninde
- Kas gücünde
- Sinir iletiminde gereklidir. Çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde osteomalacia (kemiklerde yumuşama), osteoporoz. - Böbrek taşları
- Yumuşak dokularda yüksek yoğunlukta kalsiyum
- kas ve mide sancıları. Yağsız süt, yoğurt, çedar peyniri, sardalya, badem, brokoli.
Fosfor (P)
Kalsiyumla birlikte sağlıklı kemik oluşumunda gereklidir. Yiyecekleri enerjiye dönüştüren enzimleri harekete geçirmede katkısı olur. Çok ender rastlanır. Kan kalsiyumunu düşürür. Ciğer, yağsız yoğurt, tavuk, yağsız süt, ton balığı, yumurta.
Demir
Hemoglobin yapımında elzemdir (dolayısıyla kanda oksijen taşınmasında). - Yorgunluk
- Güçsüzlük
- Baş ağrısı
- Nefes darlığı
- Anemi. Karaciğerde ve pankreasta toksik birikim. Ciğer, kırmızı et, kuru kayısı, kıyma, kuru üzüm, ıspanak (pişmiş), kuru fasulye (pişmiş).
İyot
Tiroit bezlerinin normal fonksiyonu için elzemdir. Guatr - Bozuk tiroit fonksiyonları
- Guatr (aşırı yüksek dozlarda). İyotlu tuz.
Çinko
- Sindirim sistemi ve metabolizmadda gereklidir (örneğin, sağlıklı saç ve tırnaklar için)
- Alkolün karaciğerdeki zehirli etkisini gidermede faydalıdır. - Yaraların yavaş iyileşmesi
- Çocuklarda yavaş büyüme ve cinsel gelişme, yaşıtlarına oranla kısa boy, anemi. - Kusma
- Mide ağrısı
- Hamile kadınlarda erken (prematüre) doğum. Hindi (siyah et, beyaz et), ciğer, kuru fasulye.
Selenyum
- Antioksidan özelliği sayesinde kırmızı kan hücreleri ile hücre zarlarını korur, genellikle E vitamini ile birlikte çalışır.
- Romatizmaya neden olan bazı zararlı maddelerin azalmasına yardımcı olabilir (hidrojen peroksit gibi). İnsanlarda henüz kesin olarak bilinmiyor. - Mide bulantısı
- Mide ağrısı
- İshal
- Yorgunluk
- Saç ve tırnaklarda hasar. Sakatat, deniz mahsülleri

Vitamin
Fonksiyon
Toksisite
Kaynak

Avitamini
Gece körlüğünü önler. Sağlıklı görme fonksiyonu sağlar. Cilt, tırnak sağlığı için gereklidir. Bakteriyel enfeksiyonlara karşı korucudur.
Eklem ağrıları. Saç dökülmesi. Cilt değişiklikleri. Baş ağrısı. Yorgunluk. Görme bulanıklığı.
Yeşil, sarı, turuncu sebzeler. Kayısı. Patates.



B6 Vitamini
Sinir fonksiyonlarını düzenler. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardım eder. Karbonhidrat ve protein metabolizmasını düzenler.
Sinir harabiyeti.
Muz. Kırmızıet, tavuk, balık ve hindi. Brokkoli. Tahıllar.

B12 Vitamini
Sinir fonksiyonlarını düzenler. Kırmızı kan hücrelerini olusumuna yardım eder. Genetik materyal yapımını sağlar.
Bilinmiyor.
Kırmızı et, tavuk, balık ve hindi. Süt. Yumurta.

Folik Asit (gebelikte destek kullanımı önerilir )
DNA ve RNA sentezini sağlar. Büyüme, gelişmede önem taşır. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardım eder.
Bilinmiyor.
Yeşil yapraklı sebzeler. Kümes hayvanları. Fasulye. Portakal ve greyfurt suları.

C Vitamini
Enfeksiyonlara karşı direnç verir. Yara ve kesiklerin iyileşmesini sağlar. Damar duvarlarını güçlendirir. Dişeti hastalıklarını önler.
İshal. Böbrek taşı.
Turunçgiller. Çilek. Yeşil, kırmızı biber. Brokkoli.

E Vitamini
Antioksidandır. Kırmızı kan hücreleri, kas ve diğer hücrelerin oluşumuna yardım eder.
Baş ağrısı. Yorgunluk. Kas güçsüzlüğü
Balık, deniz ürünleri. Yumurta. Yağlar. Kuruyemişler.

Kalsiyum
Sağlıklı kemik ve diş yapıları oluşturur. Sinir ve kas fonksiyonlarını düzenler.
Böbrek taşı. Kas ve karın ağrıları.
Süt. Süt ürünleri. Brokkoli.

Krom İnsülünle birlikte glikoz metabolizmasını düzenler. Bilinmiyor. Yumurta sarısı. Et. Tahıllar. Peynir.
Demir (Gebelikte destek kullanımı önerilir ) Oksijenin tüm dokulara taşınmasına yardımcı olur. Karaciğer hastalığı. Aritmi. Kırmızı et. Balık, deniz ürünleri. Kuru kayısı. Kuru fasulye.
Fosfor Besinlerin enerjiye dönüşmesinde yardımcıdır. Kan kalsiyum değerini düşürür. Yumurta sarısı. Kırmızı et, balık, tavuk, hindi. Süt ürünleri. Baklagiller.
Potasyum Kas ve sinir fonksiyonları için gereklidir. Kalp ve böbrek fonksiyonları için önemlidir. Tansiyon ve sıvı dengesinin düzenlenmesini sağlar. Böbrek yetmezliği. Kalp atıkını yavaşlatır. Süt, yoğurt. Sebze ve meyveler ( özellikle patates, muz, portakal )
Çinko Yara iyileşmesinde etkilidir. Enzim fonksiyonları için önemlidir. Bulantı. Kusma. Karın ağrısı. Balık ve deniz ürünleri. Kırmızı et. Yumurta. Tahıllar.

Tüm vitaminler ve özellikleri

Vitaminler vücudumuz için vazgeçilmez bir gereksinimdir. Vitaminlerin vücut enzimleri ve sağlıklı yaşam için gerekli olan diğer bazı maddelerle işbirliği içindedirler.

A Vitamini
Sağlıklı cilt için gereklidir. Olması gerekenden az yada fazla olması durumunda ciltte kuruluk, pütürlük gibi problemlere neden olur. Retinoid adı verilen sentetik A vitamini bileşikleri cilde doğrudan uygulanarak akne, kırışıklık veya güneşe fazla maruz kalmaktan oluşabilen rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
A vitamini sağlıklı diş, kemik, cilt ve yumuşak dokular için de gereklidir. Özellikle az ışıkta iyi görmeyi sağlar. Emziren anneler için elzemdir

B Vitamini
Viamin-B1 karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesine yardımcı olu r. Kalbin sağlıklı işleyişi ve sinir sistemi için de gereklidir.
Riboflavin-B2 diğer B vitaminleriyle birlikte çalışarak büyüme ve alyuvar üretiminde etkisi vardır. B1 gibi karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesine yardımcı olur.

Niasin sağlıklı cilt ve sinir sistemi için gereklidir. Kolesterolü düşürücü etkileri de bulunur.
Piridoksin-B6''nın protein kullanımıyla ilişkisi vardır: kişi ne kadar protein tüketiyorsa bu proteini kullanabilmek için B6 vitamininin de o kadar alınması gerekir. B6 alyuvar üretiminde de etkilidir, ayrıca beyin fonksiyonlarını düzenler. B6''nın bağışıklık sistemine yararları da bulunur.
B12''nin de diğer B vitaminleri gibi metabolizmaya faydaları vardır: alyuvar üretimine yardımcı olur, merkezi sinir sistemine faydaları vardır.

C Vitamini
Kimya adı askorbik asit olan C vitamininin yara tedavisinde rolü büyüktür. Cilde yüzeysel olarak uygulandığında gençleştirici etkileri olduğu da söylenmektedir. Cilt için gerekli bir antioksidandır.
Sağlıklı diş ve dişetleri için gereklidir. Demir emilimine yardımcı olur. Bağ dokularının sağlığı için etkilidir.

D Vitamini
"Güneş vitamini" olarak da bilinen D vitamini vücutta güneş ışığıyla etkileşerek oluşur. Vücudun ihtiyacı olan D vitamini haftada 3 kez 10-15 dakika güneş ışığı alarak yeterli olarak sağlanabilir. D vitamini de bir antioksidandır ve cilt pigmantasyonunda (renklenmesinde) rol oynar. D vitamini yüzeysel olarak kullanıldığında çok dikkatli olunmalıdır çünkü fazlasının toksik yani zehirleyici etkisi vardır. Ayrıca D vitamini kemik ve kemik gelişimi için gerekli olan kalsiyumun ve fosforun emilim oranını artırır.

E Vitamini
E vitamini bir antioksidandır. Serbest radikallerin yol açtığı zararların önlenmesinde yardımcı olur. Güneş ve çevre kirliliği gibi sebeplerle oluşan serbest radikallerin ortaya çıkardığı problemleri önlemesi ve tedavi etmesi açısından cilt için önemlidir. Bu özelliği nedeniyle E vitamini kozmetik ürünlerinde gittikçe artan bir oranda kullanılmaktadır.

K Vitamini
"Pıhtılaştırıcı vitamin" olarak da bilinir, çünkü K vitamini olmadan kan pıhtılaşamaz. Bazı araştırmalar K vitamininin yaşlı kişilerde kemik sağlığı açısından yararlı olduğunu da göstermektedir.

Hangi vitamin hangi besinde ?

Besinlerde vücut fonksiyonları için gerekli olan 13 tane vitamin bulunur. Bunlar A, C, D, E, K ve B (Tiamin, Riboflavin, Niasin, Pantotenik asit, Biotin, B6, B12) vitaminleridir. Bunların tümü besinlerden sağlanabilir. D ve K vitaminleri de vücutta sentez edilir.

Yağda eriyen vitaminler

A vitamini
Süt, peynir, krema, ciğer, böbrek ve balık yağı gibi besinlerde bulunmasına rağmen bunlar yoğun yağ ve kolesteroldür. Bu nedenle A vi taminini beta karotenlerden elde etmek daha doğru olabilir. Beta karoten havuç, kabak, patates, kayısı, brokoli ve ıspanak gibi besinlerden elde edilebilir.Sebze veya meyvenin rengi yoğunlaştıkça beta karoten içeriği de artar. D vitamini
Peynir, tereyağı, margarin, krema, balık, kabuklu deniz mahsulleri ve tahıllarda bulunur. Ayrıca vücut güneş ışınları aldığında D vitamini sentezi yapabilir.

E vitamini
Mısır, çerez, bakliyat, zeytin, ıspanak, kuş konmaz, yeşil yapraklı sebzeler, nebati yağ ve nebati yağ ürünlerinden elde edilir.

K vitamini
Lahana, karnı bahar, ıspanak, soya ve tahıllarda bulunur. Bağırsaklardaki bakteriler de K vitamini üretir. < Suda eriyen vitaminler

Tiamin-B1

Ekmekler, tahıllar, makarnalar, bakliyat, süt ürünleri, sebze ve meyvelerde bulunur.

Niasin-B3

Süt ürünleri, kümes hayvanları, balık, çerez ve yumurtada bulunur. Bazı sebzeler de B3 vitamini içerir.

B12 vitamini

Yumurta, et, kümes hayvanları, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

Pantotenik asit ve biotin Yumurta, balık, süt ürünleri, tahıllar, sebzeler, maya, brokoli ve patates ve dana eti gibi besinlerde bulunur.

C vitamini

Narenciye ürünleri ve sularında, çilek, domates, brokoli, maydanoz ve patateste bulunur. Çoğu diğer sebze ve meyve de miktar C vitamini bulundurur. Balık ve sütte az miktarda C vitamini vardır.

Cildiniz için vitaminler

İyot :

Tiroit guddesinin dengeli çalışması için iyot zorunludur. İyot eksikliği guatra, ayrıca halsizliğe, asabiyete ve gerginliğe yol açar. Deniz tuzunda ve denizden çıkan her türlü üründe bulunan iyot gudde sisteminin dengeli gelişmesinde yardımcıdır. İyot en çok deniz yosununda, özellikle de kalp denilen yosun türünde bulunur. Diğer kaynaklar her ne kadar azsa da başlıcaları şunlardır: Kuşkonmaz, lahana, havuç, böğürtlen, turp, ıspanak, domates, patates, soğan, muz.

Kalsiyum ve Fosfor :

Kalsiyumun büyük bir kısmı kemiklerde ve dişlerde bulunur; ancak küçük bir miktarını sinirlerle kaslar kullanır. Asabiyet, gevşeyememe, uykusuzluk, huysuzluk, halsizlik, kaslarda kramp, aybaşı zamanında hanımların karın krampları ve sancıları kalsiyum eksikliğinden ileri gelebilir. Kalsiyum kanın pıhtılaşmasında büyük rol oynar. Eksikliği diş çekildiğinde veya ameliyat sırasında kanamaya neden olabilir. Başlıca kaynaklar: kara turp, kuru incir, salatalık. (Gelişmiş ülkelerde kalsiyum kemik tozu halinde hap olarak satılır.)

Diğer kaynaklar; pekmez, badem, susam v.b. Kalsiyum ile fosfor birbirlerini tamamlayan iki mineraldir. Biri eksikse, öbürünün de etkisi azalır. Fosfor tahıllarda, fındık, brüksel lahanası, kuru incir, patates, marul, muz ve portakalda bulunur. Dişlerin, kemiklerin, hücrelerin de fosfora gereksinimi vardır. D vitamini kalsiyum ile fosforun bedene mal olmasını, kana geçmesini, dişlerde ve kemiklerde depolanmasını sağlar. Sinirler, kaslar ve beden, gereksinim i olan günlük kalsiyum ve fosforu alamazsa, beden bunları kemiklerle dişlerden çekip alır. Kalsiyum ve fosfor fazla miktarda alınınca beden bunları dışkı yoluyla atar. Başlıca fosfor kaynakları; nohut, badem, mısır, hindiba, üzüm, mercimek, bezelye, kepekli pirinç, soya fasulyesi, salatalık, portakal, domates, kavun, erik v.b.

Kükürt :

Proteinleri oluşturan aminoasitlerde bulunur. Bedenin her dokusunda bulunan kükürt, sindirimin temizleyicisi ve antiseptiğidir. Kükürt safra salgılarını olumlu etkiler. Beslenme uzmanlarına göre bedende biriken ürik asidin başlıca nedeni alınan besinlerde fosforun yüksek, buna karşılık kükürdün düşük oluşudur. Tüm tahıllarda, cevizde, bademde ve bu türden yağlı bitkilerde fosfor bulunur. Fosfor-kükürt dengesini sağlamak için adı geçen besin maddeleriyle birlikte bol sebze ve meyve yemeli. Kükürt genellikle sebze ve meyvelerde bulunur.

Potasyum :

Bedendeki tüm hücrelerin, kasların ve dokuların bu madene şiddetle gereksinimi vardır. Birçok ünlü besin uzmanına göre, kanser hastalığının bir nedeni de bedenin potasyumdan yoksun kalışıdır. Bu eksiklik besinlerin bu madenden yoksun bir toprakta yetişmesinden ileri gelir. Tahılda bol miktarda potasyum bulunur. Ancak rafine edilmiş tahıldaki potasyumun dörtte üçü yok olur. Rafine edilmiş besinlerde diğer mineraller de eksiktir. Potasyum eksikliğinin belirtileri şunlardır; Arterit, kabızlık, yüksek kan basıncı, kaslarda kramp ve gerilme, uyuklama, gevşeyememe, iştahsızlık, kolay soğuk algınlığı, ellerde ve ayaklarda üşüme, ussal ve kassal yorgunluk ve kanser. Potasyum elma sirkesinde, üzümde, üzüm suyunda, balda, pekmezde, meyvelerde, yeşil sebzelerde, domateste ve özellikle ısırgan otunda bulunur.

Sodyum ve Klor :

Bu iki maden bedenimizde büyük rol oynar. Midemizin hidroklorik asit yapabilmek için klora gereksinimi vardır. Hidroklorik asit proteinlerin normal sindirimi ve madensel tuzların kana kolayca yerleşmesi için gereklidir. Sodyum ve klor birçok besin maddesinde ve doğal olarak sofra tuzunda bulunur. Bu madenlerden yararlanmak amacıyla aşırı tuz yemek doğru olmadığı gibi, tuzu besinden tamamen kaldırmak da doğru değildir (doktor tavsiyesi hariç).

Çünkü bu madenlerin eksikliği bacak kaslarında kramplara, bazen bulantıya, yorgunluğa ve baş dönmesine neden olabilir. Sıcak havalarda duyulan yorgunluğun ve bitkinliğin bir nedeni de bedenin terle aşırı tuz kaybetmesidir. Sodyum ve klor kaynakları; fasulye, kestane, tahıl, pancar, kereviz, maydanoz, marul, ıspanak, hurma v.b.

Oligo-elementler (Eser elementler) : Bedenimizdeki pek az miktarda bulunan bu madenlerin de sağlımız için önemli olduğu muhakkaktır. Ancak bunların bedendeki işlevi kesin olarak bilinmiyor. Oligo-elementler alüminyum, kobalt, bakır, iyot, nikel ve çinkodur.

Alüminyum : Bedenin çeşitli organlarında bulunur. Eksikliği uykusuzluğa ve kaygıya neden olur. Kaynaklar; elma, kavun, mantar, kuşkonmaz, enginar.

Bakır : Bedendeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Ancak anemide doktorlar hastalarına kobalt, demir ve bakır verince iyi sonuçlar alıyorlar. Kaynaklar; kuru üzüm, pancar, havuç, muz, ıspanak, lahana, erik, kayısı, badem, fındık, çavdar.

Çinko : Bu maden hücrelerde, özellikle de tiroit ve cinsiyet bezlerinde bulunur. Çinko insülinin bileşiminde yer alan bir madendir. Eksikliği yaraların zor kapanmasına, karaciğer sirozuna yol açabilir. Kaynaklar; tahıl, pancar, lahana.

Kobalt : Bedenimizde az miktarda bulunan bu maden B12 vitaminini oluşturan elemanlardan biridir. Kandaki alyuvarların gelişmesi için gereklidir. Kaynaklar; mantar, mercimek, burçak.

Magnezyum : Yapılan deneylerde farelerin besini magnezyumdan yoksun olduğunda damarlarda genişleme, kalpte hızlı atış ve tansiyon düşüklüğü görülmüştür. Tez kızan insanlarda da bu mineralin noksan olduğu anlaşılmıştır. Aşırı rafine besin yiyenlerin ve yeşil sebze yemeyenlerin bu minerale gereksinimi vardır. Kaynaklar; domates, soğan, incir, üzüm, hurma, badem, yulaf, çavdar, buğday, fındık, kara turp, gravyar peyniri, havuç, kereviz, marul, pırasa.

Manganez : Beden bu madeni böbreklerde ve karaciğerde depolar. Eksikliği kısırlığa, zor gelişmeye yol açar. Kaynaklar; kuşkonmaz, tahıl ve yağlı bitkiler (ceviz, badem v.b.).

Nikel : Bu maden pankreası ve karaciğeri etkiler. Ancak bu konudaki bilgiler hayvanlar üzerinde yapılan deneylere dayanmaktadır. İnsan üzerindeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Kaynaklar; mantar, lahana, tahıl, meyveler, havuç, kuru fasulye.

Hangi mineral hangi gıdada bulunur

İyot :

Tiroit guddesinin dengeli çalışması için iyot zorunludur. İyot eksikliği guatra, ayrıca halsizliğe, asabiyete ve gerginliğe yol açar. Deniz tuzunda ve denizden çıkan her türlü üründe bulunan iyot gudde sisteminin dengeli gelişmesinde yardımcıdır. İyot en çok deniz yosununda, özellikle de kalp denilen yosun türünde bulunur. Diğer kaynaklar her ne kadar azsa da başlıcaları şunlardır: Kuşkonmaz, lahana, havuç, böğürtlen, turp, ıspanak, domates, patates, soğan, muz.

Kalsiyum ve Fosfor :

Kalsiyumun büyük bir kısmı kemiklerde ve dişlerde bulunur; ancak küçük bir miktarını sinirlerle kaslar kullanır. Asabiyet, gevşeyememe, uykusuzluk, huysuzluk, halsizlik, kaslarda kramp, aybaşı zamanında hanımların karın krampları ve sancıları kalsiyum eksikliğinden ileri gelebilir. Kalsiyum kanın pıhtılaşmasında büyük rol oynar. Eksikliği diş çekildiğinde veya ameliyat sırasında kanamaya neden olabilir. Başlıca kaynaklar: kara turp, kuru incir, salatalık. (Gelişmiş ülkelerde kalsiyum kemik tozu halinde hap olarak satılır.)

Diğer kaynaklar; pekmez, badem, susam v.b. Kalsiyum ile fosfor birbirlerini tamamlayan iki mineraldir. Biri eksikse, öbürünün de etkisi azalır. Fosfor tahıllarda, fındık, brüksel lahanası, kuru incir, patates, marul, muz ve portakalda bulunur. Dişlerin, kemiklerin, hücrelerin de fosfora gereksinimi vardır. D vitamini kalsiyum ile fosforun bedene mal olmasını, kana geçmesini, dişlerde ve kemiklerde depolanmasını sağlar. Sinirler, kaslar ve beden, gereksinim i olan günlük kalsiyum ve fosforu alamazsa, beden bunları kemiklerle dişlerden çekip alır. Kalsiyum ve fosfor fazla miktarda alınınca beden bunları dışkı yoluyla atar. Başlıca fosfor kaynakları; nohut, badem, mısır, hindiba, üzüm, mercimek, bezelye, kepekli pirinç, soya fasulyesi, salatalık, portakal, domates, kavun, erik v.b.

Kükürt :

Proteinleri oluşturan aminoasitlerde bulunur. Bedenin her dokusunda bulunan kükürt, sindirimin temizleyicisi ve antiseptiğidir. Kükürt safra salgılarını olumlu etkiler. Beslenme uzmanlarına göre bedende biriken ürik asidin başlıca nedeni alınan besinlerde fosforun yüksek, buna karşılık kükürdün düşük oluşudur. Tüm tahıllarda, cevizde, bademde ve bu türden yağlı bitkilerde fosfor bulunur. Fosfor-kükürt dengesini sağlamak için adı geçen besin maddeleriyle birlikte bol sebze ve meyve yemeli. Kükürt genellikle sebze ve meyvelerde bulunur.

Potasyum :

Bedendeki tüm hücrelerin, kasların ve dokuların bu madene şiddetle gereksinimi vardır. Birçok ünlü besin uzmanına göre, kanser hastalığının bir nedeni de bedenin potasyumdan yoksun kalışıdır. Bu eksiklik besinlerin bu madenden yoksun bir toprakta yetişmesinden ileri gelir. Tahılda bol miktarda potasyum bulunur. Ancak rafine edilmiş tahıldaki potasyumun dörtte üçü yok olur. Rafine edilmiş besinlerde diğer mineraller de eksiktir. Potasyum eksikliğinin belirtileri şunlardır; Arterit, kabızlık, yüksek kan basıncı, kaslarda kramp ve gerilme, uyuklama, gevşeyememe, iştahsızlık, kolay soğuk algınlığı, ellerde ve ayaklarda üşüme, ussal ve kassal yorgunluk ve kanser. Potasyum elma sirkesinde, üzümde, üzüm suyunda, balda, pekmezde, meyvelerde, yeşil sebzelerde, domateste ve özellikle ısırgan otunda bulunur.

Sodyum ve Klor :

Bu iki maden bedenimizde büyük rol oynar. Midemizin hidroklorik asit yapabilmek için klora gereksinimi vardır. Hidroklorik asit proteinlerin normal sindirimi ve madensel tuzların kana kolayca yerleşmesi için gereklidir. Sodyum ve klor birçok besin maddesinde ve doğal olarak sofra tuzunda bulunur. Bu madenlerden yararlanmak amacıyla aşırı tuz yemek doğru olmadığı gibi, tuzu besinden tamamen kaldırmak da doğru değildir (doktor tavsiyesi hariç).

Çünkü bu madenlerin eksikliği bacak kaslarında kramplara, bazen bulantıya, yorgunluğa ve baş dönmesine neden olabilir. Sıcak havalarda duyulan yorgunluğun ve bitkinliğin bir nedeni de bedenin terle aşırı tuz kaybetmesidir. Sodyum ve klor kaynakları; fasulye, kestane, tahıl, pancar, kereviz, maydanoz, marul, ıspanak, hurma v.b.

Oligo-elementler (Eser elementler) : Bedenimizdeki pek az miktarda bulunan bu madenlerin de sağlımız için önemli olduğu muhakkaktır. Ancak bunların bedendeki işlevi kesin olarak bilinmiyor. Oligo-elementler alüminyum, kobalt, bakır, iyot, nikel ve çinkodur.

Alüminyum : Bedenin çeşitli organlarında bulunur. Eksikliği uykusuzluğa ve kaygıya neden olur. Kaynaklar; elma, kavun, mantar, kuşkonmaz, enginar.

Bakır : Bedendeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Ancak anemide doktorlar hastalarına kobalt, demir ve bakır verince iyi sonuçlar alıyorlar. Kaynaklar; kuru üzüm, pancar, havuç, muz, ıspanak, lahana, erik, kayısı, badem, fındık, çavdar.

Çinko : Bu maden hücrelerde, özellikle de tiroit ve cinsiyet bezlerinde bulunur. Çinko insülinin bileşiminde yer alan bir madendir. Eksikliği yaraların zor kapanmasına, karaciğer sirozuna yol açabilir. Kaynaklar; tahıl, pancar, lahana.

Kobalt : Bedenimizde az miktarda bulunan bu maden B12 vitaminini oluşturan elemanlardan biridir. Kandaki alyuvarların gelişmesi için gereklidir. Kaynaklar; mantar, mercimek, burçak.

Magnezyum : Yapılan deneylerde farelerin besini magnezyumdan yoksun olduğunda damarlarda genişleme, kalpte hızlı atış ve tansiyon düşüklüğü görülmüştür. Tez kızan insanlarda da bu mineralin noksan olduğu anlaşılmıştır. Aşırı rafine besin yiyenlerin ve yeşil sebze yemeyenlerin bu minerale gereksinimi vardır. Kaynaklar; domates, soğan, incir, üzüm, hurma, badem, yulaf, çavdar, buğday, fındık, kara turp, gravyar peyniri, havuç, kereviz, marul, pırasa.

Manganez : Beden bu madeni böbreklerde ve karaciğerde depolar. Eksikliği kısırlığa, zor gelişmeye yol açar. Kaynaklar; kuşkonmaz, tahıl ve yağlı bitkiler (ceviz, badem v.b.).

Nikel : Bu maden pankreası ve karaciğeri etkiler. Ancak bu konudaki bilgiler hayvanlar üzerinde yapılan deneylere dayanmaktadır. İnsan üzerindeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Kaynaklar; mantar, lahana, tahıl, meyveler, havuç, kuru fasulye.

Bronz ten nasıl olur ? Solaryum

Tatilden dönenlere bir bakın; bronz bir tene mi sahipler yoksa güneş altında kavrulmuşlar mı? Deniz ve güneş hazırlığı yapıyorsanız ve arkadaşlarınız gibi kavrulmak değil de bronzlaşmak istiyorsanız, söylenenleri uygulamanız yeter.

Güneş altında bronzluk için çabalarken lekelerden, ton farkından ve çizgilerden kurtulmak biraz zor. Doktorlar, gazete ve dergilerin güzellik editörleri boşuna uyarmıyorlar, “Öğle saatlerinde güneş altına yatmayın, il k günler 15 dakikadan daha fazla güneşlenmeyin!” diye. Ama dinleyen kim? Güneşin tam altındaki bir şezlongda, güneşi daha iyi görecek pozisyon alınıyor, güneş kremi veya süt sürülüyor ve saatlerce yatılıyor.

Sonuç; güneş altında kavrulmuş bir yüz, yanık bir sırt, soyulmaya yüz tutmuş dekolte, önü kızarmış ama arkası bembeyaz bacaklar… Böyle bir hataya düşmemek için pek çok yol var. En kolayı “self-tanner” adı verilen krem bronzlaştırıcılarla işe başlayıp, tatile gitmeden birkaç gün öncesinden veya tatildeki ilk günlerinizde bu bronzlaştırıcılardan kullanmak. Tabii bu kremleri kullanırken de, iyi sonuç alabilmek için dikkat edilmesi gereken noktalar var.

- Cildinize en uygun tonu seçmelisiniz. Size en uygun bronzlaştırıcıyı bulmak için, bir miktar kremi elinizin üzerinde uygulayın. Böylece cildinizin kremi emip emmediğini, rengin size uygun olup olmadığını görebilirsiniz. Sakın denemeden almayın. Kremlerin fiyatları 10 ve 11 YTL. civarında.

- Yüz için özel bir krem almanız şart. Çünkü yüz, vücudun diğer kısımlarına oranla, kremi daha farklı absorbe eder.

- Kremi vücuda uygulamadan önce duşa girin, kese veya peeling yaparak vücudunuzdaki ölü hücrelerdan kurtulun. İyice kurulandıktan sonra avucunuza alacağınız bol miktarda bronzlaştırıcı kremi vücudunuza yedirin. Kremin her yerinize eşit olarak dağılmasına dikkat edin.